İnsanoğlu yaratılış gayesini unutmuş, içinde sınırlı süre kalacağı dünyaya dört elle sarılmıştır. Günümüzde her şey dünya mutluluğu için tasarlanmıştır. Para dünyevî ihtiyaçlarımızı gidermeye yarayan vasıta olmaktan çıkmış, hayatımızın gayesi olmuştur. Bu, yanılgılarımızın mihenk taşını oluşturmaktadır.
Oysa insanoğlu daha dünyaya ayak basmadan evvel Yaradanına ne söz vermişti? Allah “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” (Araf, 7/172) dediğinde ruhlar hep bir ağızdan söz birliği etmişçesine “Belâ(Evet)” dememişler miydi? Ne çabuk unuttuk ruhlar âleminde verdiğimiz sözü.
İbadetlerin hepsi kendince önemli olmakla beraber, kıyamet gününde kulun ilk sorgulanacağı ibadetin namaz olduğu vurgulanmıştır. Bununla ilgili olarak sevgili Peygamberimiz; “Namaz dinin direğidir. Namazı kılan, dinin direğini dikmiş ve namazı terk eden, dinin direğini yıkmıştır.” buyurmuştur
Namaz İslâm’ın beş şartından ikincisidir. İçimizdeki kiri pası temizleyen manevî bir deterjandır. Bununla ilgili olarak Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle bir misal verir:
“Sizden herhangi birinizin kapısı önünde bir nehir bulunsa ve o kimse nehirde günde beş defa yıkansa kendisinde kirden bir şey kalır mı?”
Dinleyenler: “Hiç kir kalmaz Ya Rasulullah!” diye cevap verdiler.
Peygamberimiz: “İşte beş vakit namaz da buna benzer, Allah namazla günahları siler.” buyurdu.
Namazın farz olduğuna dair yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet mevcuttur. Bu ayetlerde namazın kişiyi kötülüklerden muhafaza edeceği, kendisine utanma hissi vereceği, hareketlerini belli bir düzene koymaya vesile olacağı belirtilmiştir: Nitekim Rabbimiz bize şunu emretmektedir: “Sana vahyolunan kitabı oku, namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, hayâsızlıktan ve fenalıktan alıkoyar.”(Ankebût Sûresi, 45.)
Günümüzdeki insanların önemli bir kısmı namazı zorunlu bir iş olarak görmemektedir. Ramazanda, kandillerde, cumalarda ve bayramlarda yapılan bir ibadet olarak algılamaktadırlar. Bunun için de bu gün ve gecelerde camiler ağzına kadar dolduğu hâlde diğer zamanlarda boş kalmaktadır. Oysa her günün namazı ertelenmeden kılınmalıdır. Belli günlerde kılınan namazlarla cennete gitmeyi umanlar aldanmışlardır.
Çocuklarımıza namaz kılmasını öğretmeliyiz. Gelecekte hayırlı bir nesil yetiştirmek istiyorsak en değerli varlıklarımız olan çocuklarımıza namazı sevdirmeliyiz. Daha yaşı küçük, büyüyünce kılar, dememeliyiz. Atalarımızın dediği gibi “Ağaç yaşken eğilir” Bununla ilgili olarak Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Çocuklarınıza yedi yaşına gelince namaz kılmasını emredin.”
Oysa bizler ne yapıyoruz. Çocuklarımızı esirgiyoruz. “Aman yorulmasın, abdest alıp da üşümesin” diyoruz. Alışkanlıklar küçük yaşlarda elde ediliyor. Çocuğunu sabah namazına kaldırmaya kıyamayan anne babalar, görünürde merhametlerini yansıtıyorlarsa da gerçekte canlarından çok sevdikleri evlâtlarını ateşe atıyorlar.
Namaz ibadetlerin özüdür. Çünkü namazda insan Rabbiyle konuşur gibidir. Rükû ve secdelerin çok büyük anlamı vardır. Bunlar Allah’ın önünde eğilmek ve onu her şeyden üstün kılmak anlamı taşımaktadırlar. Peygamberimiz Bedir Savaşı’nın en şiddetli safhalarında bile namazlarını kılmışlardır. Bu anlayana mühim mesajlar verecek güçte bir misaldir.
Namaz ibadeti Kur’an’ın üzerinde ısrarla durduğu bir eylemdir. Namaz, Kur’an’da tam yetmiş kez emredilmiştir. Bu bile namazın ehemmiyetini tek başına göstermeye yeterli bir delildir. Namaz imandan sonra en mühim ibadettir. Peygamberimize (a.s.m.), “Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir?” diye soranlara, “Vakti gelince kılınan namazdır” buyurdu.
Bilindiği gibi namaz Peygamberimize Mirac’da emredilmiştir. Onun için bir hadiste « Namaz müminin miracıdır » buyrulmaktadır. Haşa bu rastgele söylenmiş alelâde bir söz değildir. Demek ki mümin namaz kıldığı zaman Miraca yükselmiş gibi olmaktadır. Zira namaz esasında Allah’la konuşmaktır, onu takdis etmektir. Şanını kabul edip yüceltmektir.
Namaz en büyük zikirdir. Allah’ı hakkıyla anmak ve şükrü eda etmek namazla mümkündür. Rüküsüyle secdesiyle, Kur’an’ın kalbi olan Fatiha’yı ihata etmesiyle en şumûllü ibadettir. Her ibadetin yeri ayrıdır ama namaz kadar geniş ve ufuklu bir başka ibadet gösterilemez.
Namaz ibadetini eda etmemek, basit mazeretlerle geçiştirilecek kadar sıradan bir ihmal değildir. Yatalak hastaların üzerinden bile namaz düşmüyorsa varın ötesini siz düşünün… Gücü yeten ayakta, yetmeyen oturarak, ona da gücü yetmeyen yatarak göz ucuyla namaz kılmalıdır. Çünkü Allah “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” buyuruyor. (Zâriyât Sûresi: 56)
Çevremizdeki insanların çoğu namaz kılmadıkları hâlde Allah’a dayandıklarını, onun Gafûr ve Rahîm olduğunu söyleyerek psikolojik olarak rahatlamaya çalışırlar; bağışlanma beklentisi içinde olurlar. Elbette Allah, Gafûr ve Rahîm sıfatlarına maliktir. Fakat bizim, bir hiç uğruna kaçırdığımız namazlara rağmen o sıfatlardan nasipleneceğimiz meçhûldür. Vazifesini yapmayanın nimet beklemesi abestir. Allah bizlere hakikatleri gören göz ve hidayet nasip eylesin. Aksi hâlde ahvalimiz hayra alâmet değil.