enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Gümüşhaneli Bilim İnsanı Muzaffer Metintaş İle Söyleşi-2

12.01.2022 09:00
0
A+
A-

Hüseyin Turhan-(Eskişehirdenhaber.com): Bir hekim ve aynı zamanda akademisyen olarak hekimlik mesleğini seçecek gençlere tavsiyeleriniz nelerdir? Bir tıp öğrencisinde hangi özellikler bulunmalıdır?

Prof. Dr. Muzaffer Metintaş (Göğüs Hastalıkları Uzmanı) Buda çok güzel bir soru. Beni geçmişten bugüne taşıyacak olan bir soru teşekkür ederim. Tıp mesleğini illa başka konulara meraklı veya kabiliyetli olduğunu düşünen gençler dışında herkese tavsiye ederim. Önce bunu söyleyeyim. Tıp mesleği seçilebilecek bir meslektir. Seçilmesi güzel ve insana onur katacak bir meslektir. Eğer genç; Ben mühendis, fizikçi vb. olacağım diye buna kendini hazırlamamışsa. Çok kutsal ve farklı bir meslek. Şöyle ki, yaşamın idamesi, ölümle yaşam arasında yaşamı sıkıntıya girecek insanları muhatap alıyorsun. Bu yüksek bir sorumluluk gerektiriyor ve aynı ölçüde onur veriyor.

Basit bir örnek vereyim. Örneğin bir cumartesi günü olabilir. Siz arkadaşlarınızla hafta sonunda farklı aktiviteler yaptığınız, ya da sevdiklerinizle yürüyüştesiniz bir anda çalıştığınız hastaneden arayıp,” Bir çocuk geldi. Ağzı yüzü şişti kızarıyor. Hemen gelebilir misiniz? Diye ararlarsa: “Hayır bugün ben nöbetçi değilim. Nöbetçi Ahmet, Mehmet onu arayın demeden hemen gitmeniz gerekir. Neden? O çocuk muhtemelen bir öksürük şurubu içmiştir. Alafraktroid reaksiyona doğru gitmektedir. Boğularak ölecektir. Sizin bu tabloyu görmeniz durumunda hızlı bir adrenalin arkasından gerekli tedaviyi yaparak müdahale etmeniz gerekir. O çocuk hemen 4-5 dakika içinde gözünüzün önünde hayata geri dönecektir. Bu bir hekim için yüksek onur ve mutluluk veren bir duygudur. Hekimlerin; “Biz onurlu bir iş yapıyoruz bunu üzerimizde taşıyoruz “ demeleri ve bunun farkında olmaları gerektiğini tavsiye ediyorum.

Hüseyin Turhan-(Eskişehirdenhaber.com): Çok teşekkürler. Bu kutsal mesleğinizde bundan sonraki hedefleriniz nelerdir diye sorsam ne söylersiniz?

Prof. Dr. Muzaffer Metintaş (Göğüs Hastalıkları Uzmanı): Bu sorunuza yaşadığım küçük bir örnekle cevap vereyim. Bir gün İstanbul’da Beyazıt’tan Süleymaniye Camisine doğru gidiyordum. Caminin köşesini dönmeden önce çok küçük vitrinli bir dükkanda bir ayakkabı imalathanesi içinde çok yaşlı bir dede vardı. Örsün üzerine eğilmiş ayakkabıya bir şeyler çakıyordu. Görebilmek için örse eğilerek yakından bakıp çalışıyordu. Eli yaşlılığa bağlı çok yavaş iniyor ayakkabıyı çakmak için bayağı bir gayret gösteriyordu. Bir süre karşıdan seyrettim. İşini yapmaya çalışırken nasıl bir heyecan ve istekle çalışıyordu. Bu manzara ders verici ibret verici bir olaydı benim için. Bir yıl sonra tekrar gittim ama o dedeyi göremedim. Dükkân kapanmış. Tekel bayisine dönüşmüştü. Oradan şu dersi çıkardım. İnsan, yaptığı işin önemini, bilmeli. Ne iş olursa hangi meslek olursa olsun. İşini önemsemeli içselleştirmeli. Onurunu üstünde taşımalı. Yaptığımız işin bir zamanı süresi olduğunu düşünmüyorum. Sağlığımızın elverdiği ölçüde devam etmemiz gerekiyor. Yani demem o ki, ben meslek olarak hekimlik yapıyorum bilgi üretiyorum. Bunu aklım yettiği sürece yapmaya gayret edeceğim hedefim bu.

Hüseyin Turhan-(Eskişehirdenhaber.com): Değerli hocam son zamanlarda pandeminin de etkisiyle insanlar yakınlarını kaybediyorlar. Bunun sonucunda da hasta yakınları hastane koridorlarında sağlık çalışanlarına şiddet uyguluyorlar. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Bu istenmeyen hadiseler nasıl engellenebilir? Tecrübelerinize göre neler yapılmalıdır?

Prof. Dr. Muzaffer Metintaş (Göğüs Hastalıkları Uzmanı): Buda çok önemli bir soru. Bu aslında ülkemizdeki toplumsal değişimin bir sonucu. Etrafta da görüyorsunuz çok garip bir şekilde şiddet olaylarını. Bir anlam veremiyorsunuz. Yolda giden bir kadıncağız zevk için öldürülebiliyor bıçakla. Ya da yolda giden bir karı kocaya önce omuz vurup sonra da bıçaklayıp gidebiliyorlar. Biz maalesef bir ahlak toplumu iken yani hakka, Allah korkusu ile riayet ederken şimdi ölçü ve sınır bilmeyen her şeyi kendine hak gören, her şeyi bedelsiz karşılamayı amaçlayan ve daima kendini haklı gören bir toplumsal yapıya dönüştük. Böyle olunca sorunlar tıp camiasında daha şiddetle yaşanıyor. Çünkü biz insanların yaşamı ile ölümü arasındaki çizgide çalışıyoruz. Her türlü mücadeleyi tedaviyi verirken karşınızdaki muhatabınız bunu anlamıyor. Daha doğrusu anlamayacak zihinsel yapı içinde yetişmiş ve gelişmiş. Bizler “bak bu hastaya bir şey olursa sana da olur” gibi tehdit vari sözlerle muhatap oluyoruz maalesef. Tabi bunlar şiddete de dönüşebiliyor. Bunun çözümü yeniden bir erdem ve ahlak toplumuna dönmemiz gerekiyor. Yani kabullenen, benimseyen, güvenen karşısındakine güven duyan, değer veren bir yapıya dönüşmemiz gerekiyor. Buda kısa vadede olacak bir değişim değil. Yapılması gereken şu. Hekim arkadaşlarımızı böyle saldırılara karşı eğitmemiz lazım. Çalıştıkları ortamın güvenli hale getirilmesi noktasında. Buda yeterli değil tabi. Bu durumda yıldırma, pişman etme hali oluşmalı. Yakın zamana kadar şiddet uygulayanlar adli makamlar tarafından serbest bırakılıyordu. Nadiren tutuklanabiliyorlardı. Bunu yapan kişiler ciddi şekilde cezalandırılmaları gerekiyor ki aynı şey bunu yapanın da başına gelir kaygısı oluşsun diye. En son İzmir’de iki hekim arkadaşı bir azmettirici tarafından öldürüldüğünü duyduk. Bu konu nasıl sonuçlandı? Ne oldu? Azmettirici ne oldu? Öldüren ne oldu? Bunları bilmiyoruz. Bunların kamuoyuna açıklanması duyurulması gerekiyor. Bununla alakalı Amerika’da acil servisinde şahit olduğum bir hususu anlatmak isterim. Orada hekimler ve acil personeli konuşurken karşı tarafın sustuğu ve artık konuşmaya devam edemeyeceğini anlayana kadar ona arkanızı dönmeyin. Önerilerden biri buydu. Yine karşınızdaki konuşurken onu tahrik edecek el hareketleri yapmayın. Yine karşınızdaki konuşurken tereddütlü konuşmayın. Kendinizden emin bir şeklide konuşun gibi böyle eğitim maddeleri vardı. Anladım ki onlar böyle bir eğitimden geçiyorlar. Bu tür bir eğitimi bizim meslektaşlarımıza da verilebiliriz diye düşünüyorum

Hüseyin Turhan-(Eskişehirdenhaber.com): Hocam röportajın sonuna doğru geliyoruz. Bir sözünüzde “bilimin öznesi, insan nesnesi varlık “diye tarif ettiniz. Buradan şuraya gelmek istiyorum. Dünya iki yıldır pandemi ile mücadele ediyor. Bu virüste bilimin buluşu olan aşı var. İlk sorum hala aşıya şüphe ile bakan bir kesim var ve aşı olmuyorlar. Ne söylemek istersiniz? İkinci sorumda yayılma hızı yüksek omicron varyantı ile ilgili okuyucularımıza önerileriniz, tavsiyeleriniz nelerdir?

Prof. Dr. Muzaffer Metintaş : Önce teşekkür ederim bu güzel ve önemli sorunuz için. Aşı; insanlığın bugüne gelmesini, toplumsal yapımızın ve teknolojinin gelişmesini yaşam süresinin uzamasını, sağlıklı çocuklara ve gençlere sahip olmamızı sağlayan insanlığa ait en önemli araçlardan biri. Bunu çok açık dille ifade etmeliyim. Eğer aşılar geliştirilmeseydi salgın hastalıklar bugün ki dünya nüfusunun 1/3’nü bırakacaktı. Son derece sağlıksız, sakatlık oranı çok yüksek verimli insan olma şansını kaybetmiş nüfusun önemli bir kısmı o hale gelecekti. Aşılar bizim bugünümüzü sağlayan Allah’ın önemli nimetlerinden biri. Aşıya karşı çıkanlar var maalesef. Bu konuda bir savcı aşıya karşı dava açtı. Aşılama mecburiyetini çocuklardan kaldırttı. Ben aşı karşıtlarının İstanbul’da düzenlediği bir toplantısına da katıldım. Karşı çıkmaları birkaç gerekçeye dayanıyor. Çok ilginç gerekçeler bunlar. Biri bizim vücudumuza genetik bir cip veriyorlar bizim genlerimizle oynayıp istedikleri hale dönüştürecekler. Böyle bir şeyin tıp teknolojisi ile yapılması mümkün değil. Düşünmek bile sakat bir düşünce. İkincisi yine bazı aşıların genetik materyalle nakledilmesi nedeniyle bunlar bizi kanser yapabilir mi? Diye endişe var. Bu konuda yüz yıla yakın aşılar kullanılıyor. Milyarlarca insan aşılandı. Amerika ve Avrupa’da kullanılan polyo aşısı ile ilgili spekülasyonlar üretildi. Bu tartışmada bitmek üzere. Böyle bir kanıt yok. Hiçbir aşının uzun dönemde insan hayatında bir probleme yol açmadığı görüldü. Çok daha ilginç görüşler var. Aşı hammaddelerinde domuz ya da alkol olduğu bu nedenle bunun bir Müslümanın kullanamayacağı görüşü ortaya atıldı. Bunları bir Müslüman olarak İslam ahlakına uymaya çalışan biri olarak son derece saçma absürt düşünceler olduğunu söylemem gerekiyor. Covid’e gelince, aşı şu anda elimizdeki tek ve önemli silah. Şu nokta önemli. Aşı hastalığın bulaşmasını tam engellemiyor. Ama hastalığın ağır geçirilmesini hastalığa bağlı ölümleri ve hasta olan kişinin bulaştırıcılık riskini azaltıyor. Bu çok büyük bir olay. Dolayısıyla bu aşının yararlılığı tartışılmaz bir gerçek. Bir hekim olarak aşılarımı tam zamanı geldiğinde yaptırdım. Hastalığı da geçirdim. Çok şükür nispeten ayakta geçirdim. Bütün okuyucularımıza da aşı olmalarını hararetle tavsiye ediyorum. Dış etkenlere bağlı olarak virüsün genetik yapısı mutasyona uğruyor. Son gelişen varyant omicron. Güney Afrika’da gelişti. Erkenden tanımlandı. Bu çok önemli. Omicron bir önceki delta varyantına göre 42 misli daha fazla bulaştırıcı. Çok hızlı bulaşıyor ama bilim insanlarına göre iyi tarafı da şu, akciğerde bölünme hızı düşük. Sekiz misli daha yavaş diğer varyanta göre. Bu nedenle akciğerde oluşturduğu hasar ölümlerin çoğu biliyorsunuz oradan kaynaklı daha az. Bulaşan kişi sayısı fazla olduğu için ölüm oranı da buna bağlı artış gösterecek. Kişisel tedbirlerimizi almamız lazım. Bunların en başında maske geliyor. Bugün biraz dikkatten kaçmış durumda. İkincisi, mesafe ve kapalı ortamlarda mümkün olduğunca maskesiz bulunmamamız gerekiyor. Ve aşılarımızı zamanında tam vurulmalıyız. Bu durumda ortaya çıkan hasta sayısını hastanelerimiz kaldırabilir. Hastalığın ağır geçme riski az olduğunda hastanelerimiz hizmet verebilecek ortamlarını temin edebilirler. Burada çok önemli bir konunun sağlık otoritesinde olduğunu düşünüyorum. Biz Eskişehir’de yaşıyoruz. Eskişehir’de günlük vaka sayısını doğru bilmemiz gerekiyor. İlan edilmesi gerekiyor. Niçin? günlük vaka sayısı doğru ilan edilirse insanlar kaygı duyacak ve tedbir alacaklardır. Kendilerini korumaya başlayacaklardır. O sebeple rakamlar doğru ve herkesin duyacağı şekilde ilan edilmeli. Bu benim kişisel düşüncem. Bu tartışılabilir. Bilimsel bir kanıtı yok. Çevrede hastanelerde çalışan bizim yetiştirdiğimiz arkadaşlarla konuşmalarımız sonucu bende oluşan bir intiba. Ben Türkiye’deki vaka sayısının da İngiltere ve Almanya’daki sıkılıkta olduğunu düşünüyorum. Sayılar net açıklanmalı ki ne olduğumuz ve nereye doğru gittiğimizi nasıl tedbirler almamız gerektiğini bilebilelim. Aydınlanmış zihinler doğru davranırlar.

Hüseyin Turhan-(Eskişehirdenhaber.com): Çok teşekkür ederim. Son olarak Eskişehirdenhaber.com okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Prof. Dr. Muzaffer Metintaş: Siz çok önemli bir görevi yapıyorsunuz insanları aydınlatarak. Ama sadece aydınlatmakla kalmıyorsunuz bence bir anlamda da onlara yaşama sevinci veriyorsunuz. Ben onların sizin çizdiği çizgileri iyi takip etmeleri gerektiğini sizin zemin oluşturduğunuz önerilerin ufukların onlar tarafından iyi algılanması gerektiğini sizlerin yazıp çizdiklerinize önem vermeleri hayatlarına buralardan aktarmalar yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Ben birkaç bakımdan hep iyimserim. İnsanlığın daha iyiye doğru gideceğine inanıyorum. Acıların ve sıkıntıların azalacağına inanıyorum. Sağlığın daha iyi olacağına inanıyorum. Teknolojinin yavaş yavaş insani değerleri önemseyeceğine inanıyorum. Şunu okuyucularınıza tavsiye edeceğim. Biz batıya göre hedefleri amaçları olan farklı bir medeniyetin insanlarıyız. Bu medeniyeti yaratmak için hepimiz hangi işi, hangi tahsil seviyesine sahip olursa olsun hangi işi yaparsak yapalım farklılığın bilincinde olup kendi medeniyetimizi insanlığa sunabilecek şekilde de gayret etmemiz ve model yaşamlar oluşturmamız gerekiyor. Bunu da sevinçle neşeyle umutla ve mutlulukla yapmalıyız.  Yeislerden uzak durmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bende size bu fırsatı verdiğiniz için yerine getirdiğiniz yüksek sorumluluk çalışmalarınız için hem kutluyor hem de teşekkür ediyorum.

 

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.