enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Buhranlar Anaforunda-1

16.06.2021 14:43
0
A+
A-

Çağın efendileri insanı tek taraflı düşünerek en büyük hatayı yaptılar. Oysa insanın maddî yanından çok, manevî yanı buhranlara zemin hazırladı. Maddî yönümüzü mamur edenler, nedense iç dünyamıza nazar eylemdiler; orasını yok farz ettiler. Neticede bugünkü dehşetli manzara çıktı ortaya. Bu dehşetli ifadesini öylesine kullanmıyorum. Dehşetlinin kelime anlamı “korku ve ürküntü veren” demektir. Bu çağ ürkütüyor beni…

Sizleri bilmem ama bu gidişat beni korkutuyor. Kim ne derse desin günümüz Türkiyesinin, hatta bütün dünyanın en büyük meselesi maneviyat açlığıdır. Sofralarımız onca yiyecekle dolu olsa da açız aç… Bu açlık dışımıza zuhur ediyor. Bedenimizi sarıp sarmalamış, adeta kangrene dönüştürmüş. Her tarafımız sinyal veriyor. İçimizden yükselen çığlıkları sağır sultan duydu da bir biz hâlâ duyamadık.

Milletleri ayakta tutan millî ve manevî değerleridir. Bunları yaşamayan ve yaşatmayan hiçbir millet ayakta duramaz; ayakta dursalar da gerçekte onlara diri denilemez. Onlar için ‘yaşayan ölü’ tabirini kullanmak hiç de yanlış olmasa gerek.

Tarihe baktığımızda yükseliş ve çöküşlerin direkt manevi dünyamızla alâkalı olduğunu görürüz. Hakikatte hiçbir devlet fakirlik yüzünden batmamıştır. Zahirde öyle görünse de gerçekte öyle değildir. Devletler ve milletler, değerlerinden uzaklaştığı için yok olup gitmişlerdir. Hatta çok öncelere gidersek ahlâksızlık yüzünden batan tarihî şehirlerin olduğunu görürüz.  Sodom ve Gomore bunlardan birkaçıdır. Bu durum bıçağın kemiğe dayandığı son noktadır. İlâhî gazabın tecellisidir. Tükenmişliğin resmidir.

Para kazanılır, kaybedilir. Makamlar da gelip geçicidir. Fakat kalıcı olan, iç dünyamızı diri tutan manevî cephemizdir. Cephe boş kalınca savaş kaybedilir. İşte öyle de ruh yönümüz ihmal edilince gelecekte onulmaz yaralar açılabilir. Günümüzde bunun canlı örneklerini görüyoruz. Gençlerin canlı cenazeler misali gayesiz bir hâlde dolaşıp zaman öldürmeleri, her geçen gün bataklığa biraz daha saplanmaları bizi kahrediyor.

Beni en çok üzen şey, gençlerimizin henüz ilahî nizamla rabıtalı bir yol tutamamış olmasıdır. Bunda biz ebeveynlerin sorumluluğu da az değildir. Onlara ne verdik ki, ne bekliyoruz onlardan. Yedirip içirmeyi ve donatıp giydirmeyi yeterli gördük bugüne kadar…. Onlara dinî terbiye ver(e)medik. Eşya boşluk kabul etmez. Bizim bıraktığımız bu boşluğu birileri sapık inançlarla doldurmaya çalıştı.

Geçmiş yıllarda ülke gündemimize oturan satanizm hadisesi, bu boşluğun art niyetli toplum mühendislerince doldurulmaya çalışıldığını gösterdi. Bu, basına yansıyanlardan sadece birisiydi. Ortalıkta o kadar çok batıl ve sapık mezhep dolaşıyor ki bilemezsiniz. Vicdan hırsızları, gençliğin imanını çalmak için köşe başlarını tutmuş. Durum bu iken bizler ne yapıyoruz? Ne yapacağız, oturup seyrediyoruz veya elimizin, ayağımızın bağlı olduğunu zannedip yakınıyoruz.  Atalet damarlarımızı çepeçevre sarmış. Yakınmayı marifet addediyoruz. Birbirimize yardım edecek yerde, birbirimizin ayağını kaydırmaya uğraşıyoruz. Oysa Peygamber Efendimiz, Müslümanların birbirinin eksiklerini giderme hususunda yekvücut olmalarını istiyor. Bu mevzuda şöyle buyuruyor:

“Kim bir müminin dünya üzüntülerinden birini giderip rahata kavuşturursa, Allah da onun kıyamet üzüntülerinden birini gidererek onu rahata kavuşturur. Kim darda kalmışa kolaylık gösterirse Allah da dünya ve ahrette ona kolaylık gösterir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve ahrette ayıbını örterek muhafaza buyurur. Kul kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe Allah Teâlâ o kulun yardımındadır.”

En büyük handikaplarımızdan birisi de aydınlarımızın topluma yabancılaşmasıdır. Bu ülkede fikir mühendisliğine soyunmuş kişilerin çoğu, ilhamını yabancı kaynaklardan alıyor. Kendini aydınlatmaktan aciz olan bu sönük fenerler, toplumun değerleriyle çelişiyorlar, hatta çok kere işi çatışma noktasına getiriyorlar. Bazıları bunu şuurlu olarak yapıyor. Karınlarını doyuran ağabeyleri öyle buyurduğu için bu vazifeyi adeta ibadet aşkıyla yerine getiriyorlar. Bunlara hain demekte bir beis görmüyorum. Fakat bazıları da ahmaklığından böyle yapıyor. Yeterli bilgi ve görgü donanımına sahip olmadıkları için hataya düşüyorlar. Onlara da acıyorum. Bu iki kesimin ideal model olarak ortaya çıkması genç zihinleri bulandırıyor; cepheleşme doğuruyor. Bu da iç çatışmaların doğmasına zemin hazırlıyor. Kaybolan zaman aleyhimize işliyor. Biz hâlâ gerilerden geliyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.