O gece fetih burçlarından bir dolunay doğdu zifiri karanlığa.
Hürriyet için gül çağında bir gül bahçesine girercesine kara toprağa giren onurlu bir milletin mirasçıları 15 Temmuz’da yine kendisine yakışanı yaptı. Dizginlerini kıran küheylanlar gibi şahlandı dünyaya kahramanlığın ne demek olduğunu öğreten bu şanlı millet. Nehirleri gazi, dağları kahraman olan gül kokulu memleketime barut kokuları sinse de, şehitlerin yarasından yayılan rayihalar o necis barut konularını bastırdı. Gülistan oldu her yer.
O gece fetih burçlarından bir dolunay doğdu zifiri karanlığa. Kıyama durdu hürriyeti kuşanan bu necip millet. O gece tekbirlerin gölgesinde çoğaldık. Birimiz bin oldu, binimiz yüz bin. O gece fecre doğru yürüdük. Biz yürüdükçe karanlıklar aydınlandı. Salyalı zalimlerin beynine inen demirden yumruk olduk. Nice mağrur dağları tuz buz ettik o gece.
Bu millet tarih boyunca ne hıyanetler gördü. Fakat iman cevheriyle hepsini alt etti. Tankların namlusunu millete doğrultanlar, yenilmeye mahkûmdu. Nitekim öyle de oldu. Neticede üniformayı bedenine giyen bazı ikiyüzlülere karşı o şerefli üniformayı ruhlarına giydirenler kazandı. Onlar ki bu büyük destanı mürekkeple değil, asil kanlarıyla gönüllere yazdılar. Aslında zalimler farkında olmadan yüreklere serpilen gaflet küllerini nefret rüzgârlarıyla uçurup yirmi dört ayar som altın misali iman cevherini ortaya çıkardılar.
Milletimizin üzerine karabasan gibi çökenler, bu kutlu toprağa kardeş kanı akıttılar. Köprüler kuran bu asil milletin köprülerini tuttular. Kuduz bir köpek gibi hıyanet zehrini akıttılar. Freni boşalmıştı öfkelerin. Dağlardan kopup gelen çığ gibiydiler. Fakat sert kayalara çarpınca paramparça oldular. Sükût-ı hayale uğradılar. Onlar her devrin zalimleri gibi yine mazlumlara tuzak kurdular. Tuzak kuranların tuzaklarını bozan ve tuzak kuranların en hayırlısı olan Rabbim onların kirli tuzaklarını bozdu. Evdeki hesap çarşıya uymadı çok şükür.
Nemrutlar ve Firavunlar var oldukça İbrahimler ve Musalar da hep var olacaktır.
Beynelmilel bir işgal olan 15 Temmuz’da kutlu direnişe çağıran ezanlarla ve salalarla yıkadık ruhumuzu. Mazlumların ve masumların kanının sular seller misali akıtıldığı bir Kerbelâ’ydı yaşadığımız. Hüseynî hüzünler kuşatmıştı kanayan yürekleri. Yine kör kuyulara atılan Yusuflardı. Değişen sadece zaman ve mekândı. Ebrehe’nin filleri, tuzakları boşa çıkaran ve mazlumların yardımına koşan ebabil kuşlarının pişmiş taşları karşısında sersefil olmuştu.
Yiğitler düğünden döner gibi neşeyle döndüler sımsıcak yuvalarına. Kimileri şehit, kimileri gazilik payesiyle şereflendi. Onlar bu çağın serdengeçtileriydi. Onlar nazlı yârdan geçmemek için serden geçtiler. Ülkülerini ve ülkelerini canlarından aziz bildiler. Onlar öz evlâtlarını yetim bıraksalar da Anadolu’yu öksüz ve yetim koymadılar. Allah’tan gelmişlerdi, ilâhî davete icabet edip yine ona döndüler. Bayraksızlara inat ay yıldızlı al bayrağı kuşandılar.
Bizler bir’in sıfırla çarpımı değil, birlerin yan yana gelerek oluşturduğu emsalsiz bir milletiz. Zira isyanımız da, destanımız da, dermanımız da, fermanımız da, ezanımız da, imanımız da, Kur’an’ımız da, irfanımız da, erkânımız da, limanımız da, divanımız da, beyanımız da, devranımız da, ummanımız da, heyecanımız da, Rahmanımız da birdir bizim. Bu kadar bir’in olduğu yerde hiç ayrılık gayrilik olur mu? Zalimler korksun birliğimizden.
Hayat aslında imanla küfrün çetin mücadelesidir. Nemrutlar var oldukça İbrahimler, Firavunlar var oldukça Musalar da hep var olacaktır. Putlar var oldukça da onları kıracak bir İbrahim mutlaka zuhur edecektir. Şüphesiz ki herkes durduğu safa göre muamele görecektir.
Yüce Allah bu aziz millete bir daha 15 Temmuz misali karanlık geceler yaşatmasın.