enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Siyasette ahlak erozyonu

İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Ulutaş, Türkiye’de siyasi ahlakın geçmişten bugüne yaşadığı dönüşümü değerlendirdi. Ulutaş, son yıllarda torpil iddiaları, akçeli ilişkiler ve sertleşen siyasi dilin siyaset kurumuna duyulan güveni aşındırdığını söyledi.

Siyasette ahlak erozyonu
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
10.03.2026 17:06
0
A+
A-

Prof. Dr. Zafer Ulutaş, siyasi ahlak üzerine yaptığı kapsamlı değerlendirmede Türkiye’de siyasetin son yıllarda ciddi bir etik aşınma süreci yaşadığını ifade etti. Ulutaş’a göre siyasi ahlak; kamu gücünü kullananların adalet, dürüstlük, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlı kalması anlamına geliyor. Bu ilkelerin zayıflaması ise yalnızca siyaset kurumunu değil, aynı zamanda devlet-toplum ilişkisini ve demokrasinin meşruiyetini de sarsıyor.

Ulutaş, özellikle son yıllarda Türkiye’de siyasi ahlak tartışmalarının daha görünür hale geldiğini belirterek, kamuoyuna yansıyan torpil iddiaları, akçeli ilişkiler, delege pazarlıkları, çeşitli menfaat temelli bağlantılar ve seçim süreçlerinde hediye ya da çıkar sağlama söylentilerinin siyaset kurumuna duyulan güveni ciddi biçimde aşındırdığını ifade etti. Bu tablonun yalnızca hukuki sorunlara değil, aynı zamanda derin bir ahlaki çürümeye de işaret ettiğini vurguladı.

1980 öncesi: sert siyaset ama nezaket sınırı

Ulutaş değerlendirmesinde 1980 öncesi döneme de değinerek, o yıllarda anayasal ve kurumsal çerçevenin demokrasi açısından tartışmalı olduğunu ancak siyasal rekabetin daha çok fikir ve dava ekseninde yürütüldüğünü söyledi. 1961 Anayasası’nın özgürlükçü yönlerine rağmen vesayetçi unsurlar barındırdığını, 1982 Anayasası’nın ise güvenlik eksenli yaklaşımıyla eleştirildiğini hatırlatan Ulutaş, buna rağmen siyasal kültürde belirli bir saygı ve nezaket anlayışının var olduğuna dikkat çekti.

O dönemde parti teşkilatlarının daha güçlü olduğunu ve parti içi mekanizmaların daha işlevsel çalıştığını ifade eden Ulutaş, siyasi liderlerin birbirlerini sert biçimde eleştirmelerine rağmen çoğu zaman belirli bir saygı çerçevesini koruduklarını söyledi.

Necmettin Erbakan’ın “kadayıfın altı kızardı” benzetmesiyle eleştirilerini mecaz ve mizah yoluyla dile getirdiğini hatırlatan Ulutaş, Süleyman Demirel’in nüktedan üslubuyla siyasi rekabeti kişiselleştirmeden yürüttüğünü, Bülent Ecevit’in eleştirilerini daha kavramsal ve ölçülü bir dil üzerinden temellendirdiğini, Alparslan Türkeş’in ise mücadeleyi şahıslar üzerinden değil fikir ve doktrin üzerinden tanımladığını belirtti. Farklı dünya görüşlerine sahip olmalarına rağmen bu liderlerin ortak özelliğinin siyasi rekabeti belirli bir nezaket ve edep sınırı içinde sürdürmeleri olduğunu ifade etti.

BUGÜN: KURALLAR VAR AMA ETİK ZEMİN ZAYIF

Günümüzde ise sorunun anayasal çerçevenin ötesine geçtiğini belirten Ulutaş, kurumlar ve kurallar mevcut olmasına rağmen uygulamada ciddi bir etik erozyon yaşandığını dile getirdi. Güç yoğunlaşması ve denetim mekanizmalarının işlev kaybının kamu gücünün daha az sorgulanmasına yol açtığını belirten Ulutaş, bunun da çıkar ilişkilerine zemin hazırladığını söyledi.

Liyakat yerine sadakatin tercih edilmesinin devlet kapasitesini zayıflattığını ifade eden Ulutaş, kamu görevlerinin bir ödül ya da bağlılık göstergesi gibi dağıtılmasının kurumsal yapıya zarar verdiğini vurguladı.

Şeffaflık eksikliğinin kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin soru işaretlerini artırdığını belirten Ulutaş, parti içi demokrasinin zayıflamasının da delege sisteminin manipülasyona açık hale gelmesine ilişkin tartışmaları büyüttüğünü söyledi. Delege satın alma iddiaları, çeşitli vaatler üzerinden destek devşirme girişimleri ya da maddi ve manevi hediyelerle şekillenen ilişkilerin siyasetin etik sınırlarını bulanıklaştırdığını dile getirdi.

SERTLEŞEN DİL VE KUTUPLAŞMA

Siyasal dildeki sertleşmenin de ahlaki aşınmayı derinleştirdiğini ifade eden Ulutaş, geçmişte mecaz ve ironiyle yapılan eleştirilerin yerini bugün çoğu zaman doğrudan hedef alan ve toplumsal fay hatlarını derinleştiren ifadelerin aldığını belirtti. Bu durumun yalnızca liderler arasındaki ilişkiyi değil, toplumun siyaset algısını da olumsuz etkilediğini söyledi.

Uluslararası örneklere de değinen Ulutaş, İskandinav ülkelerinde kamu görevlilerinin en küçük etik ihlal karşısında dahi siyasi sorumluluk gereği istifa edebildiğini, Almanya ve İngiltere gibi yerleşik demokrasilerde şeffaflık ve hesap verebilirlik kültürünün yalnızca hukuki değil aynı zamanda ahlaki bir refleks olarak işlediğini ifade etti.

“TÜRKİYE’NİN BİR ONARIM DÖNEMİNE İHTİYACI VAR”

Ulutaş, Türkiye’de etik tartışmaların çoğu zaman hukuki savunma zeminine indirgenmesinin siyasi sorumluluk kavramını daralttığını belirterek, bunun siyasi ahlak alanında yerleşik demokrasilerle aradaki mesafenin açıldığını gösterdiğini söyledi.

Türkiye’nin bu aşınmadan arınabilmesi için yeni bir gerilim yerine kurumsal onarımı önceleyen bir toparlanma dönemine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Ulutaş, siyasetin tansiyonunu düşüren, liyakati yeniden esas alan ve toplumsal güveni tamir etmeye odaklanan bir sürecin uzun vadede daha sağlıklı bir demokratik düzenin kapısını aralayacağını ifade etti.

BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.