İYİ Parti Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Zafer Ulutaş, TBMM gündemindeki “Terörsüz Türkiye” Çerçeve Yasası teklifine ilişkin yaptığı değerlendirmede, düzenlemenin hukuk devleti ilkesi açısından ciddi sakıncalar içerdiğini savundu.
Prof. Dr. Ulutaş, kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” Çerçeve Yasası olarak bilinen 12 maddelik kanun teklifine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Terörsüz bir Türkiye’nin 86 milyon vatandaşın ortak ideali olduğunu belirten Ulutaş, silahların tamamen susmasının ve terör örgütü PKK’nın kayıtsız ve şartsız tasfiye edilmesinin herkesin ortak hedefi olduğunu ifade etti.
Ancak hukuk devletlerinde yalnızca amacın değil, o amaca ulaşmak için kullanılan yöntemin de hukuka uygun olması gerektiğini vurgulayan Ulutaş, hukukun rafa kaldırıldığı ve yargının yetkisizleştirildiği süreçlerin kalıcı barış yerine yeni hukuksuzluklar ve adalet krizleri doğuracağını öne sürdü.
“Teklif Anayasa’nın Üstünlüğünü ve Hukuk Devleti İlkesini Zedeliyor”
TBMM gündemindeki teklifin basit bir kanun değişikliği olmadığını savunan Ulutaş, düzenlemenin PKK/KCK terör örgütü ve bağlantılı yapılanmalara ilişkin adli süreçleri olağan hukuk düzeninin dışına çıkarmayı amaçladığını iddia etti.
Anayasa’nın 11. maddesini hatırlatan Ulutaş, suç ve cezanın siyasi tercihlere göre şekillendirilemeyeceğini belirterek, teklifin PKK/KCK yöneticiliği, üyeliği, örgüte yardım, propaganda ve terörizmin finansmanı gibi suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların 5 ila 10 yıl süreyle askıda bırakılmasını öngördüğünü, bunun ise sonuç itibarıyla cezasızlığa yol açabilecek bir mekanizma oluşturacağını savundu.
Bu düzenlemenin “örtülü af ve cezasızlık rejimi” tartışmalarını beraberinde getirdiğini ifade eden Ulutaş, “Binlerce masumun, askerimizin, polisimizin ve güvenlik korucumuzun kanını elinde taşıyan PKK ve uzantılarına kanun eliyle özel bir cezasızlık alanı oluşturmanın adı ne zamandan beri hukuk olmuştur?” ifadelerini kullandı.
“Yargı Yetkisi İdari Kurullara Devredilemez”
Teklifte soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin idari kurullara bağlanmasının Anayasa’nın 138. maddesinde güvence altına alınan yargı bağımsızlığı ilkesini zedelediğini savunan Ulutaş, bağımsız mahkemelerin yetkisinin siyasi iradenin etkisine açık idari mekanizmalara devredilmesinin kuvvetler ayrılığı ilkesini fiilen işlevsiz hale getireceğini ileri sürdü.
Ulutaş, böyle bir düzenlemenin hukuk devletinin temel güvencelerini zayıflatacağını, keyfi uygulamalara ve siyasi pazarlıklara açık bir zemin oluşturacağını ifade etti.
“Sorumsuzluk Zırhı Kamu Vicdanını Rahatsız Eder”
Teklifin 10. maddesiyle süreci yürüten kamu görevlileri ve siyasi aktörlere hukuki, idari ve cezai sorumsuzluk getirildiğini belirten Ulutaş, bu düzenlemenin kamu vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturduğunu dile getirdi.
“Hukuka uygun olduğu söylenen bir süreç için neden peşinen sorumsuzluk zırhı sağlanıyor?” sorusunu yönelten Ulutaş, geçmişte benzer süreçlerde yaşanan tartışmalar dikkate alındığında kamu görevlilerini gelecekte doğabilecek hukuki sorumluluklardan korumaya yönelik düzenlemelerin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını savundu.
Anayasa’nın 129. maddesine de atıfta bulunan Ulutaş, hiçbir kamu görevlisi veya siyasi makamın hukukun üstünde olmadığını ifade ederek, gelecekte doğabilecek yargısal denetimi ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerin hukuk güvenliği ilkesini zedelediğini öne sürdü.
İktidara Sorular Yöneltti
Ulutaş açıklamasında, “PKK ve KCK’nın tüm bileşenleri kayıtsız ve şartsız teslim olmadan iktidar neyin pazarlığını yapmaktadır?”, “Süreç başarısız olur ve terör örgütü yeniden yapılanırsa ortaya çıkacak hukuki tahribatın sorumluluğunu kim üstlenecektir?” ve “Şehit aileleri ile gazilerin adalet beklentisi hangi siyasi hesaplara feda edilmektedir?” sorularını yöneltti.
“Vatan Savunması Maliyet Hesabıyla Ölçülemez”
İktidarın, PKK’nın silah bırakması karşılığında sağlanacağı ileri sürülen ekonomik tasarruf söylemleriyle kamuoyunu ikna etmeye çalışmasının yanlış olduğunu savunan Ulutaş, terörle mücadelenin hiçbir zaman maliyet hesabı olmadığını belirtti.
Vatan savunmasının devletin varlık sebebi olduğunu ifade eden Ulutaş, terörle mücadelenin hukuk devletinin askıya alınmasını değil, hukukun bütün kurum ve kurallarıyla işletilmesini gerektirdiğini söyledi.
“Terör Sona Ererken Hukuk da Sona Ermemeli”
Açıklamasının sonunda teklifin yalnızca bir kanun değişikliği olmadığını ifade eden Ulutaş, asıl tercihin hukuk devleti ile hukuk dışı istisna rejimi arasında yapıldığını savundu.
Anayasa’nın üstünlüğü, kanun önünde eşitlik ve yargı bağımsızlığının hiçbir siyasi hedef uğruna zedelenemeyeceğini belirten Ulutaş, terör sona ererken hukukun askıya alınmasına izin verilmemesi gerektiğini ifade etti.
Ulutaş, hukukun zedelendiği yerde kazananın millet değil hukuksuzluk olacağını belirterek, hukuka aykırı olduğu iddia edilen işlemlerin hukuk devleti bütün kurumlarıyla yeniden işler hale geldiğinde yargısal denetime tabi olacağını ve hiçbir bürokratik ya da siyasi korumanın hukukun üzerinde olamayacağını sözlerine ekledi.