Sanırım 1990’lı yılların başıydı. Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Genel Başkanı ilimizi teşrif etmişti. Devlet Su İşleri salonunda kendilerine bir yemek verildi.
Genel Başkan o yemekte dedi ki; “otuz yıl önce Gümüşhane’nin içinden geçmiştim. Harşit çayının iki yakasında elma bahçeleri, elma bahçelerinin bir köşesinde doğa ili uyumlu dik çatılı evler sıralanmıştı. Çay, kendi ikiye bölerek akıyordu. Dünyanın pek az yerinde böyle bir güzellik vardır. Ama ne yazık ki, imar açısından şehrin içine etmişsiniz. Hiç olmazsa bundan sonrası kurtarın.”
Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Genel Başkanı bu sözü söylediğinde, Harşit Çayının, Jandarma Komutanlığı binasına kadar olan mesafede bahçeler duruyordu. Sonra onları da arsaya çevirdik ve apartmanları diktik.
Şimdi o güzellik yalnız Bağlarbaşı Mahallesinde ve Özcan Mahallesinin Hacıemin Mahallesinin sonuna kadar olan yerlerde kaldı bahçeler.
Hiç olmazsa kalan bahçeleri kurtaralım. Bina yapılacaksa, bahçelere değil de, bahçe olmayacak kırsal kesimlere yapalım. İmar planlarına kesinlikle uyularak inşaat yaptıralım.
1950’li ve daha önceki yıllarda Gümüşhane elmalarıyla (Özellikle de göbek elmasıyla) ünlenmişti. Gümüşhane’ye “Bahçeler şehri” deniyordu. Amacımız da, bahçeler şehrinin bir numunesi kalsın.
Aslında, Gümüşhane doğası itibariyle hiçbir binanın önünü kesmeyecek şekilde binalar yapılabilirdi. Son 50-60 yılda bozduk şehri.
İlla da binaları belli bir merkezde yoğunlaştırmamız gerekmiyordu. Akçakale Mahallesinin girişinden, Canca’nın, Rüfene’nin çıkışına kadar yerleşme alanı olarak planlanabilirdi.
Mimarlar ve Mühendisler Odası Genel Başkanı 1990’larda; “Bundan sonrasını kurtarın” demişti ama, biz de 2022 den sonrasını kurtaralım diyoruz.
Haksız mıyız?