enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
DOLAR
7,3633
EURO
8,9301
ALTIN
436,05
BIST
1.477
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Gümüşhane
Yağışlı
7°C
Gümüşhane
7°C
Yağışlı
Cuma Kar Yağışlı
4°C
Cumartesi Çok Bulutlu
4°C
Pazar Karla Karışık Yağmur
8°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
9°C

Ümmetin Avukatı Ahmet Kekeç’in Ardından-2

0
A+
A-

Bir edebiyat sevdalısı olan merhum Ahmet Kekeç; kaleme aldığı hikâye, eleştiri ve denemelerini 1980’den itibaren Aylık Dergi, Mavera, Yönelişler, Kayıtlar, Kırkayak (Kırklar), Kitap Dergisi, Girişim ve  İmza dergilerinde yayımlamıştı.

Ümmetin avukatı Ahmet Kekeç, gördüğü olumsuzluklar karşısında bazen öfkelenmiş, bazen de hüzünlenmiş, yüreğinin ortasından derin bir âh çekerek “Maalesef Türkiye” deme ihtiyacını duymuştu. Konuşanların başının belâya girdiğini, mahkeme kapılarında sürüm sürüm süründürüldüğünü bizzat kendi hayatından tecrübe etmiş, bunu kinayeli olarak “Yurtta Sus Cihanda Sus” adlı eseriyle müşahhaslaştırmıştı. Bu ülkede işini hakkıyla ve lâyıkıyla ve de vicdanının sesini dinleyerek yapan gazetecilerin durumunu “Gazeteciyim Ama Tedavi Görüyorum” isimli kitabıyla, henüz görme yetisini kaybetmeyen gözlerin önüne sermişti. “Atam Sen Kalk Ben Yatam” kitabında da Atatürk istismarcılarına okkalı bir tokat şaplatarak ve de ipliklerini pazara çıkararak Atatürk’ü sevmekle hokkabazlığı birbirinden ayırma gayreti içerisinde olmuştu. Böylece kripto Kemalistleri, adeta kırmızı görmüş boğaya döndürmüştü.

Ahmet Kekeç, polemikçi bir yazar ve hatipti. Kendisine, özellikle de inançlarına sataşanlara, sataşmayı (cephe almayı) severdi. Zira hiçbir zaman altta kalmazdı. Onları kendisine sataştıklarına bin pişman ederdi. Fakat bunu yaparken edep sınırlarını da aşmazdı. O, konuşurken bağırmazdı. Tabir caizse onun kendisi değil, düşünceleri bağırırdı. O, televizyon programlarında bağırıp çağırarak çirkinleşen müsvedde aydınlardan biri değildi.

Bir kalem ve kelâm erbabı olan Ahmet Kekeç; Millî Gazete, Yeni Haber, Vahdet, Akit ve Yeni Şafak gibi birçok yayın organında kalem oynattı. Son yıllarda yazmakta olduğu mevkuteler Star ve Akşam gazeteleriydi. Bu yazılara baktığımızda onun derdinin İslâm’ın ve insanın derdi olduğunu, Türkiye merkezli meselelere değindiğini ve çözüm yolları aradığını görüyoruz. Çünkü o, hepimizin Türkiye adlı gemide insanlık yolculuğunda olduğumuzun idrakindeydi. Bu gemiye gelecek zararın hepimizi yakından ilgilendireceğinin de farkındaydı.

Ahmet Kekeç, köşe tutan ya da köşesine sinen bir köşe yazarı değildi. O, İslâm ve insanlık düşmanlarına öfkesini ve kalemini bileyen bir aydındı. Sevenleri de, sevmeyenleri de çoktu onun.  Çok geniş bir okur kitlesi vardı. Takipçileri şuurlu Müslümanlardı. Her meselede onun bakış açısını ve görüşünü önemseyen insanlardı. Çünkü Kekeç, hemen her hadiseye İslâmiyet ve insaniyet penceresinden bakardı. Zaten olması gereken de bu değil miydi?

Ahmet Kekeç, rüzgârın estiği yöne göre tavır ve konum almazdı hiçbir zaman. Zira rüzgârın nereden estiği değildi mühim olan. Biz rüzgâra karşı yapabileceklerimizin ne kadarını yapıyorduk. Sert rüzgârların (buna fırtına da diyebiliriz) tahribatını engellemek için nasıl bir mücadele sergiliyorduk? Öncelikle ve özellikle bunu sormalıydık kendimize. Kendimizi, sert ve tahrip eden rüzgarlardan korumak yeterli değildi. Bir Müslüman olarak ümmetin ahvalini de göz önüne alma mecburiyetimiz vardı. O, bunu hakkıyla ve lâyıkıyla gerçekleştirdi. Diğerkâmlıkta sınır tanımayarak insanlara güzel bir numune oldu.

Merhum Ahmet Kekeç, daima hakka ve hakikate göre konumlanmaya çalışırdı. Dünyevîleşmeyi bir afet olarak görürdü. Kendisini bu dünyadan geçen muvakkat bir yolcu sayardı. Onun içindir ki bu dünyada geride kalan yakınlarına maddî bir miras bırakmadı. “Bırakamadı” değil, özellikle “Bırakmadı” diyorum. Zira isteseydi onun da katları ve yatları olurdu. Fakat o, dünyaya geliş gayesinin kulluk imtihanı olduğunun farkındaydı. Bizi bu dünyaya gönderen kudret sahibi, geri çağırdığında ömrümüzü neyin peşinde geçirdiğimizin o ince  muhasebesini yapacaktı. Akıllı olan, ölmeden evvel bu muhasebeyi nefsiyle yapmalıydı. O, son nefesini verene kadar bu muhasebe şuuruyla yaşadı ve ona göre hareket etti.

Ahmet Kekeç hakkaniyet duygusunun hakkını veren bir insandı. Düşmanının bile haklı olduğu mevzuda mağdur ve mahzun edilmesini istemezdi. Zira adalet sevdalısıydı.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.