enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
DOLAR
7,4642
EURO
9,0240
ALTIN
438,14
BIST
1.524
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Gümüşhane
Yoğun Kar Yağışlı
6°C
Gümüşhane
6°C
Yoğun Kar Yağışlı
Cumartesi Kar Yağışlı
5°C
Pazar Kar Yağışlı
6°C
Pazartesi Kar Yağışlı
4°C
Salı Çok Bulutlu
-3°C

Bir Hakikat Yolcusu: Mevlânâ Celâleddin Rûmî-3

0
A+
A-

Hazreti Mevlânâ, özüyle ve sözüyle samimi bir Müslümandı. O, gerçek hürriyeti Allah’a kullukta bulurdu. Namazı, kulluğun en büyük şiarı sayardı. Namazla ilgili şu sözleri bunun en büyük delilidir: “Ben namazda Rabbim’e yönelirim; O’nun iltifatına alışmışımdır. ‘Namaz gözümün nûrudur.’ sırrı zuhur eder; gözlerim nûrlanır, içim açılır. Namazda, içimde duyduğum rahatlıktan, mânevî zevkten ötürü rûhumun penceresi açılır da, oradan vasıtasız olarak Allah’tan haberler gelir, ilham gelir. Allah’ın ilhamı, feyz yağmuru, rahmeti, nûru, ezeldeki kaynağımdan ve hakîkatimden gelir, penceremden evime girer.

Mevlânâ, kökü mâzide olan âtîydi. Yani bir ayağı dünde, bir ayağı ise yarındaydı; taassupkâr değildi. Hiçbir şeye körü körüne bağlanmazdı. O; yeninin peşinde koşan, eskiye saplanıp kalmayan, dünle bugün arasında sağlam köprüler kuran bir hakikat avcısıydı. “Dün, dünle gitti cancağızım/Ne kadar söz varsa düne ait,/Bugün yeni şeyler söylemek lazım.” sözü onun yeniye ve yeniliğe olan iştiyakını gösterir. O, hayata daima evrensel ufuklardan bakar; görüş alanını geniş tutardı. Zira o, Hakk’ın, hakikatin ve güzelin yanında durmayı gaye edinmişti. Hakperestti; nefsin değil, daima Hakk’ın üstünlüğünü yeğlerdi. Mesnevi’de anlattığı şu hikâye kıssadan hisse alabilecekler için mühim bir anekdottur:

“Bir sinek, küçük bir su birikintisi üzerindeki saman çöpünün üstüne konar. Kaptan gibi de poz verir. Ve şöyle hava atar: ‘Denizi de, gemiyi de en iyi ben bilirim. İşte şu, deniz; bu da gemi… Bense ehliyetli, doğru düşünen, yerinde karar veren bir kaptanım…’

Sinek, denizin üstünde gemisini sürüp durur… O kadarcık su, ona, uçsuz bucaksız bir deniz gibi görünür. O su birikintisi, ona göre o kadar sınırsızdır ki, onu olduğu gibi görecek göz nerede?.. Görüşü ne kadarsa, dünyası da o kadardır. Denizi de görüşüncedir…

Aslı esası olmayan yorum sahibi de sineğe benzer. Onun vehmi de su birikintisidir. Düşüncesi ise, saman çöpü… Sinek, kendi düşüncesine saplanıp yoruma kalkmışsa, bundan vazgeçse, baht o sineği devlet kuşu hâline getirir. İbretle bakan kişi sinek olmaz…”

Mevlânâ Hazretleri, ömrü boyunca kalemle ve kelâmla dost yaşamış, tasavvuf sahasında birbirinden kıymetli özgün ve derin eserler vermiştir. Bunların başında altı ciltlik “Mesnevi” gelmektedir. Bizde Kur’an’dan sonra sünnet-hadis geldiği gibi, Süleyman Çelebi’nin halk arasında “Mevlid” olarak bilinen “Vesiletü’n-Necat” adlı eserinden sonra da “Mesnevi” gelmektedir. Mevlânâ, birçok dile çevrilen Mesnevi’nin yanında “Divân-ı Kebir, Fîhi Mâ-Fîh, Mecalis-i Seb’a, Mektubat” isimli değerli eserleri de kaleme almıştır.

Ölüm, Mevlânâ’nın hoşnutlukla karşıladığı doğal bir süreçtir. Ölümle birlikte ruh ten kafesinden kurtularak özgürleşir; katre, kaynağı olan ummana karışır. Aslında ona göre ölüm iki türlüdür. Birincisi Resulullah Efendimizin “Ölmeden evvel ölünüz” hadisinde belirttiği nefsin öldürülmesi ki bu bir manevî ölümdür; diğeri de maddî ölümdür. Mevlânâ, ölümü dostu dosta kavuşturan bir köprü olarak görürdü. Ölüm, ‘Sevgililer Sevgilisi’ne kavuşmaktır; Hakk’ın cemaliyle nimetlenmektir. Zira kişi, ölümle birlikte bu dünyadan göçmekte, fâni yanlarından kurtulmakta, sonsuz âleme doğmaktadır. Onun için Mevlânâ ölümden korkmaz, ölümü “şeb-i arûs(düğün gecesi)” olarak nitelendirirdi. Onun ölümünden sonra, ölüm yıldönümlerinde bu büyük velinin hatırasına her yıl “şeb-i arûs törenleri” düzenlenmektedir.

Söz sultanı Mevlânâ, bu fâni âlemde silinmez izler bırakarak bekâ yurduna göçmüştür. Göçmeden evvel de geride kalanlara iki cihan saadetini temin edecek şu mühim vasiyette bulunmuştur: “Ben size, gizli ve aleni, Allah’tan korkmanızı, az yemenizi, az uyumanızı, az söylemenizi, günahlardan çekinmenizi, oruç tutmaya ve namaz kılmaya devam etmenizi, daima şehvetten kaçınmanızı, halkın eziyet ve cefasına dayanmanızı avam ve sefihlerle düşüp kalkmaktan uzak bulunmanızı, kerem sahibi olan salih kimselerle beraber olmanızı vasiyet ederim. (İnsanların) Hayırlısı, insanlara faydası dokunandır. Sözün hayırlısı da az ve öz olanıdır. Hamd, yalnız tek olan Allah’a mahsustur. Tevhid ehline selam olsun.”

Hayat; doğum, yaşam ve ölüm çizgisinde sürer gider. İnsanın dünyaya gelmesiyle yaşamla ölüm arasındaki süreç başlar. Daha sonra Yahya Kemal’in deyimiyle ‘Bir tel kopar ahenk ebediyen kesilir.’ Mevlânâ Hazretleri için de süreç bundan ibaretti. Gönül göklerimizin sönmeyen yıldızı Mevlânâ, 17 Aralık 1273’te vefat edince, babası Sultanü’l-Ulemâ Bahaeddin Veled’in başucuna defnedilmiştir. “Ölümümüzden sonra türbemizi toprakta aramayın, bizim mezarımız âriflerin gönlündedir” diyen Mevlânâ, şimdi Kubbe-i Hadra’da sonsuzluk uykusunu uyumaktadır. Rabbim bizleri kendisine dost ve komşu eylesin.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.