enflasyon emeklilik ötv döviz akp chp mhp gümüşhane gümüşhane haberler
DOLAR
7,3943
EURO
9,0076
ALTIN
440,68
BIST
1.542
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Gümüşhane
Sisli
2°C
Gümüşhane
2°C
Sisli
Cumartesi Parçalı Bulutlu
2°C
Pazar Parçalı Bulutlu
5°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
5°C
Salı Parçalı Bulutlu
7°C

Yüz Temel Eser, Yüz Temel Özet

0
A+
A-

Türk toplumu okumuyor, seyrediyor. Bu serzenişleri yıllardan beri yapıyoruz; yıllarca da yapacağız. Çünkü okuma konusunda bir arpa boyu yol alabilmiş değiliz. Okumamakta ısrar ediyor, hatta direniyoruz.

Kitap okumayı bir ihtiyaç olarak görmüyoruz. Yapılması gereken ilk iş insanlara okumanın bir ihtiyaç olduğunu inandırmak ve ilgiyi kitaba yönlendirmek… Toplumumuz okuyanları baş tacı ederek ödüllendirirse herkes okumaya başlayacaktır. Fakat ülkemizde okuyanla okumayan aynı muamele gördüğü için kimse okumaya zaman ayırmıyor. Çünkü çok iyi biliriz ki marifet iltifata tabidir

Evvelâ okumazlığın hastalık derecesinde bir problem olduğunu kabul etmemiz lâzımdır. Kişinin doktora gitmesi için öncelikle hasta olduğuna inanması gerekir. Ülkemizdeki insanlar okumazlıktan rahatsızlık duymuyorlar. Çünkü gece gün kitap okuyanlarla aynı şartlarda yaşıyorlar. Okuyana kimse itibar etmiyor. Aksine kör cahil zenginler yüceltiliyor. Durum böyle olunca kimse külfet altına girip zamanını bu uğurda harcamıyor.

İnsanların önemli bir kısmı kitap alıyor ama aldıkları kitapları okumuyor. Hele kalın kitaplar iştahımızı iyice kaçırıyor; gözümüz yılıyor.  Evin vitrinlerini kalın ciltli kitaplarla süslüyoruz. Yani bir anlamda kitapları aksesuar olarak kullanıyoruz. Okuma alışkanlığı kesbetmeyenler birkaç sayfa okuyup kitabı bir köşeye atıyorlar.

Okumayışımızın en büyük mazereti zamansızlık ve kitapların pahalılığıdır. Zamansızlıktan şikâyet edenler, her fırsatta kahvenin yolunu tutup saatlerce oyun masalarında vakit öldürürler. Nedense kitap okurken zaman sıkıntısı çekerler. Kitapların pahalılığından dem vuranlar bilmelidir ki hemen her il ve ilçede halk kütüphaneleri ve okuma salonları vardır. Onlar bunun farkında oldukları halde yine de yalanlarla avunurlar.

Bazıları okumayışının sebebini eserin sıkıcılığına bağlarlar. Bu sefer de günahı yazara yüklerler. Elbette her kitap sürükleyici değildir. Bazı kitaplar sıkar. Aslında kişi, ihtiyacı olan şeylere ilgi duyar. İlgi ihtiyaçla paralel bir durum arzeder. Okuduğumuz eser bize bir şeyler kazandırmalıdır. Okumadan önce ve okuduktan sonra aynı yerdeysek bir şey elde edememişiz demektir. Okuduklarımız bizi değiştirerek geliştirmelidir.

Her kitap bir boşluk doldurur. Okunmayan kitabın yazılması bir mana ifade etmez. Dönüp dolaşıp aynı şeyi ifade eden kitapların yazılması kâğıt ve mürekkep ziyanından başka nedir ki? Kitapların içeriği benzer veya aynı, üstündeki yazarın adları farklıysa bunun için harcanan zamana yanarım. Eser özgün olursa okunmaya değer. Günümüzde birbirinin tekrarı mahiyetinde bu tarz eserler az değildir? Fakat usta okuyucu bunları ayırt etmesini biliyor ve yazarını cezalandırıyor? Kitap dünyamız bunun canlı örnekleriyle doludur.

Kişi kitap okurken eline kâğıt kalem almalıdır. Okuduklarından enteresan bulduklarını not etmelidir. Okuyucunun, okuduğu kitabın ilginç bölümlerinin altını çizmesi daha sonra o kitabı okuyacakların muhayyilesine müdahalede bulunması demektir. Onun niçin en akıllı yol, kısa notlar almaktır. Şayet kitap bittiğinde kâğıdınız boş kalmışsa o kitap size fazla bir şey vermemiştir. Notlarınız çoksa okuduğunuza değmiştir. Her zaman geçerli bir yöntem olmasa da hadiseye biraz da bu açıdan bakmak lâzımdır. Okuyucusuna katkıda bulunmayan kitap, deli saçmasından başka nedir ki? Yazar eserini yazarken okuyucuya neler kazandırabileceğinin hesabını yapmalıdır; hedef kitlesinin ruh coğrafyasını iyice bellemelidir.

Ülkemizde sinemaya duyulan ilgi, kitapla kıyaslandığında aralarında dağlar kadar farklar olduğu görülür. Beyaz perdeye aktarılan kitapların filmini ilk fırsatta seyretmemize rağmen kitaplarını okumuyoruz. Bu her şeyi açığa çıkarıyor aslında. Rıfat Ilgaz’ın Hababam serisini okuyan insan çok azdır. Fakat bu serinin filme aktarılmış hâlini defalarca seyretmişiz. Her konuda olduğu gibi seyretmeyi seviyoruz. Elin Avrupalısı aya gidiyor biz seyrediyoruz. Seviyoruz seyretmeyi, bu belki karakteristik özelliğimizdir. Biz bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmakla övünen müstesna bir milletiz. Bir o kadar da ukalâyız, her fırsatta bilgiçlik taslarız.

Geçtiğimiz yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı, ilk ve ortaöğretim öğrencilerine yönelik “Yüz Temel Eser”  tespit ederek öğrenci ve öğretmenlerin dikkatine sundu. Özellikle Türkçe ve edebiyat öğretmenleri bu eserleri belli bir plan çerçevesinde öğrencilere okutuyorlar. Zaman yettiğince de öğrencilerin okuyup okumadıklarını kontrol ediyorlar; kitapların özetlerini istiyorlar. Okuyanlar notla ödüllendiriliyor. Bu da okulda bir yarış ortamının oluşmasına zemin hazırlıyor. Gündemimiz kitapla hayat buluyor.

Geçenlerde kitap vitrinlerine bakınca bir eser dikkatimi çekti: “100 Temel Eser Özetleri” Böyle faydalı(!) bir kitabı hazırlamakta geç bile kalmışlar. Az hizmet mi? Çocuk üç beş yılda okuyamayacağı yüz kitap hakkında bir göz atışta malumat sahibi olacak. Okumuş gibi görünüp öğretmenini kandıracak. Okuyan, araştıran, tartışan, eleştiren, muhakeme eden bir gençlik ancak bu özetlerle ortaya çıkabilir!

Bir ara Milliyet gazetesi de yüz temel eserin özetini içeren bir kitap vermişti okurlarına. Bu görüntü hayra alâmet değil elbette. Bizim bu durumumuz dıştan bal kavanozunu yalayıp bal yediğini iddia edene benzer. Hazır özetler, öğrencileri sahtekârlığa, tembelliğe ve hazırcılığa itiyor. Kaybeden yine biz oluyoruz, ama cehaletimiz bunu fark etmemize engel bir duvar gibi karşımızda duruyor.

Yazarın Diğer Yazıları
BU ALANA REKLAM VEREBİLİRSİNİZ.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.